• La Belle Époque

    La Belle Époque

    ★★★★★

    boş bir sokakta ellerim cebimde tek başıma yürüyorum. beni hiç kimse durduramaz ama herkes kırabilir. kimse ağlatamaz ama herkes üzebilir, güldürebilir.

    zaman çok geniş, zamanın içine konulan her şey zamanla yumuşuyor. gözlerimi kapatıp bir noktaya sabit bakarsam istediğim anı yeniden kurabilirim. istemediğim ama sadece hatırlamayı istediğim anları da kurabilirim. aslında bunlar anlar mı, anılar mı yoksa kafamın içindeki vesveseler mı bilmiyorum. şunu yapmışım bunu yapmışım, size hikayeler anlatmışım. ama o ben değilim.
    ara sıra değil, sürekli düşünüyorum. anıları eskitmekten korkmuyorum.…

  • Lilya 4-ever

    Lilya 4-ever

    ★★★★★

    NE DİYEBİLİRİM Kİ MÜKEMMELDİ
    5 yıldızı basıp kaçıyorum

  • You Can Count on Me

    You Can Count on Me

    ★★★★½

    çok güzeldi. nerde başladı ve nerde bitti kestirmesi zor. sanki filmin içindeymişim ve yaşadıkları hayata şahitlik ediyormuşum gibi hissettim.
    Terry’nin yaşadığı o başı boşluk ve hiçlik hissi ile Sammy’nin onca kötü giden şeye rağmen hayata sıkı sıkıya tutunmaya çalışması ve aralarında geçen tüm duygu selini dibine kadar hissettim.

    veda sahnesinde ise birini son kez gördüğümüzü bildiğimizde yaşadığımız o berbat duyguyu hissettirmeyi başarmasıyla vurucu bir kapanış yaptı film...

  • Where Is My Friend's House?

    Where Is My Friend's House?

    ★★★★★

    büyüdükçe kendine verdiğin öncelikler çoğalıyor, yorulurum gidemem diyorsun mesela. yarını değil de geleceği düşünüyorsun. iyi biri olmak için iyi hissetmek gerektiğine inanıyorsun. yola devam etme gücünü kaybediyorsun. birileri için bir şeyler yaptığında çok şeyin değişeceğine olan inancını kaybediyorsun. ben sadece durmak istiyorum mesela bugün, iyi ya da kötü üzerine hiç düşünmeden. hiçbir şey yapmamak kötülük yapmak mıdır?
    sanırım iyi biri olmakla iyi hissetmek arasında bir bağlantı olduğuna dair inancım derinden sarsıldı ondan böyle şeyler yazıyorum.

  • The Intern

    The Intern

    ★★★★½

    sabah bu filmi izlemem gerekiyor diyerek uyandım.

  • The Boy Who Harnessed the Wind

    The Boy Who Harnessed the Wind

    ★★★★

    benim için günlük alışılagelmiş şeylere ulaşmaya çabalayan, insanların varlığını görmenin üzüntüsünü yaşadım. gece yarısı ders çalışabilir miyim diye izin almak, kütüphaneye kaçak yollarla girerek sorununa çözüm aramak, tek bir öğün yemek yeme hakkının olması.. bazen sırf şartlarım daha lüks değil diye dünyanın sonu gelmiş gibi davrandığımı ya da keyfim olmadığında sorumluklarından kaçtığımı fark ediyorum :(

  • Head-On

    Head-On

    ★★★★

    çarptığımız duvarlar var ya da örüp içine kendimizi hapsettiğimiz duvarlar. yıkıp özgürleştiğimiz duvarlar ya da altında kaldıklarımız.
    filmin bende yarattığı etki duvara toslamak mı duvara bakakalmak mı emin değilim.

    bu filmin sonu benim için mutlu bir sondur. psikiyatristin dediği gibi yeni bir yerde yeni bir hayata başlangıç yapmak ve hayata tutunmak...

  • Normal People

    Normal People

    ★★★★★

    “you know ı love you. and I’m never gonna feel the same about anyone else.”

    bu kadar kalbimin acıdığını hissettiğim bir dizi izlediğimi hatırlamıyorum. beraber büyümek, kırılganlık, söylenmesi gereken sözlere geç kalmak, söyleyememek, hayattaki rağmen sığınacağın birinin varlığı... yolun sonunda kendini bulma ve yola kendin olarak devam etmenin hikayesi.

    normal insanlar ve onların sıradan hikayesi ama o kadar bildiğimiz, incindiğimiz yerden geliyor ki kalp kırıklıklarınız ve boğazınızda yumru ile kalakalıyorsunuz.

  • The Sea Inside

    The Sea Inside

    ★★★★★

    "sana ulaşmak ve dokunmak için katedebilecegim iki adım, benim için imkansız bir yolculuk, bir fantezi, bir rüya. işte bu yüzden ölmek istiyorum."

    telafisi olmayan bir şeyler kaybettikten sonra, elde kalan son şeyi de kaybetmeyi istemek fakat her gün yaşama yenilmek. her gün yaşamın perdenin açık kalmış kısmından içeri sızışını görmek. her seferinde buna yenik düşmek. en sonunda kabullenmek. durmadan kabullenmek. her seferinde kabullenmek. tüm acısıyla, günahıyla, utancıyla kabul etmek ve onunla devam etmek. nereye kadar gideceğinden emin olmadan.

  • Your Name.

    Your Name.

    ★★★★

    hissettiğim o eksiklik ve o eksikliğin bilinmezliği... hatırlanmaya çalışılan bir rüyanın giderken içimizde bıraktığı o koca boşluk gibi. belki de benim aradığım şey unuttuğum rüyamdaydı. belki her dejavu beni ona yaklaştırırdı.
    ben ne olduğunu bilmeden seni aramaya devam edeceğim. zamanın ilerisinde ya da gerisinde beni bekleyen şey, yaşamımdan önceki rüyadan kalan unutulmuş boşluğu dolduracağım o güne dek bekleyeceğim. işte o zaman karşılaştığımızda söyleyebileceğim: "hatırlıyorum,senin adın..."

  • Oslo, August 31st

    Oslo, August 31st

    ★★★★★

    yılın o günü geldi

  • Before Sunrise

    Before Sunrise

    ★★★★★

    hani çok daralıp bunaldığımızda sevdiğimiz filmlere koşarız onları tekrar tekrar açıp izleriz ve o filmlerin içimizde tekrar tekrar yeşermesine izin veririz ya işte bu film benim için o filmlerden biri.
    plansız programsız bir gün aniden bir trene binip gezmek istiyor canı insanın. bir de bu filmin diyaloglarındaki huzuru fark ettiniz mi? birini dinlenir gibi sevmek böyle bir şey olsa gerek... sakin, huzur veren aynı zamanda da tutkulu bir ilişki...